Jusoor Araştırma Merkezi, 30 Eylül 2026 Çarşamba akşamı Şam'daki merkezinde; insan hakları ve sivil toplum aktivistleri, kamulaştırma mağduru halkın temsilcileri ile konuya ilişkin hükümet yetkilileri ve hukukçuların katılımıyla "Suriye'de Kamulaştırma Protestoları: Nereye Doğru?" başlıklı bir diyalog paneli düzenledi.
Panelde, mağdur arazi sahiplerinin haklarının teslim edilmesine yönelik taleplerin arttığı bir dönemde, Suriye'deki kamulaştırma uygulamalarının mevcut durumu ile bunların hukuki, sosyal ve ekonomik yansımaları iki ana eksen etrafında ele alındı: Birinci eksende, Suriye'deki kamulaştırma sisteminin tarihsel gelişimi, kamulaştırma kanunları ile imar projelerinin dayandığı amaçlar ve bunların mülk sahipleri üzerindeki etkileri incelendi; özellikle arazi sahiplerinin haklarının ihtilaflı kaldığı veya belirlenen tazminatların mülkün gerçek değeri ile uğranılan zararla bağdaşmadığı durumlar üzerinde duruldu.
Katılımcılar, İskân Bakanlığı'nın kamulaştırma dosyasına ilişkin yayımladığı bildiriyi değerlendirdi; tartışmalarda, tazminatın adilliği ve yeterliliği konusuna değinilmeksizin yalnızca mülk sahiplerine öngörülen bir tazminatın varlığına dayanılması ve kamulaştırılan araziler üzerinde planlanan projelerin kamu yararını gerçekleştirmesindeki gecikmelere gerekçeler sunulması eleştirilerek bildirinin içeriğinden duyulan hayal kırıklığı dile getirildi. Buna karşılık mülk sahiplerinin temsilcileri, bazı durumlarda devletin yatırım ve uygulama kapasitesini aşan kamulaştırmaların ve projelerin sürdürülmesinin fizibilitesini sorgulayarak, arazilerin kamulaştırılma amacına hizmet etmeksizin kamulaştırılmış statüsünde kalmasının, kamulaştırma hükümlerinin geçerliliğinin devamına ve mülk sahiplerinin haklarına dair soru işaretleri doğurduğunu ifade etti. Katılımcılar ayrıca, kamu yararı kavramında yaşanan dönüşümü ve amacın değişmesi yahut projelerin aksaması sonrasında kamulaştırma etkilerinin sürmesinin, mülkiyetin hukuki durumunun, tazminat ve zarar telafi mekanizmalarının yeniden gözden geçirilmesini gerektirip gerektirmediğini tartıştı.
İkinci eksende tartışma, hukuki karmaşıklıkları, ekonomik ve sosyal birikimleri ile kamulaştırılmış araziler üzerinde kurulu yatırım ve imar projeleri ışığında hükümetin kamulaştırma dosyasını çözme kapasitesine odaklandı. Tartışmalar, devletin mevcut aşamadaki rolünün niteliğine dair daha geniş bir soru etrafında yoğunlaştı: Devlet, vatandaşların haklarını korumaya, mülkiyeti ve hakkaniyeti güvence altına almaya dayalı bir model inşa etme yolunda mı ilerliyor, yoksa önceki kamulaştırma sisteminin bazı etkilerinin sürmesi kamu ve özel mülkiyetle olan ilişkiyi salt tahsilat mantığı çerçevesinde mi tutacak? Katılımcılar, meselenin çözümünün münferit kararlar almakla sınırlı kalamayacağını; hukuki, ekonomik ve sosyal zorlukları gözeten, arazi sahiplerinin hakları, kamu yararı ve bu araziler üzerinde projeleri bulunan yatırımcıların hakları arasında denge kuran net bir çözüm yol haritasına ihtiyaç duyulduğunu vurguladı.
Tartışmalarda, mağdur kesimin genişliği ve meselenin vatandaş ile devlet kurumları arasındaki güvenle doğrudan bağlantılı olması nedeniyle kamulaştırma konusunun salt bir gayrimenkul veya mali anlaşmazlık olmanın ötesine geçtiği; bu nedenle çözümün ekonomik ve sosyal adalet ile ulusal istikrar ve güvenliğin güçlendirilmesine yönelik daha geniş bir sürecin parçası olduğu belirtildi. Bu bağlamda, hak sahiplerinin büyük bir bölümünün Suriye Devrimi'ni destekleyen, özgürlük ve hakları için mücadele eden vatandaşlardan oluşmasının da konunun önemini artırdığı; bu sorunun adil bir çözüme kavuşturulmadan sürdürülmesinin toplumsal gerilimi tırmandırabilecek ve devlete ile kurumlarına olan güveni sarsabilecek bir unsur olduğu vurgulandı. Tartışmanın sonucunda, kamulaştırma dosyasının niteliğinin, protestoları yönetmekten ziyade sorunun kökenine inmeyi sağlayacak şekilde arazi sahiplerini, hükümet kurumlarını, hukuki ve ekonomik mercileri bir araya getiren hukuki ve katılımcı bir süreci zorunlu kıldığı kanaatine varıldı.
Bu çerçevede öne çıkan bir dizi öneri sunuldu: Arazi sahiplerinin haklarına ilişkin hukuki durum netleşene ve çözüm mekanizmaları belirlenene kadar kamulaştırılan arazilerdeki yatırım projelerinin derhal durdurulması; kamulaştırma kanunu ve 66 Sayılı Kararname dosyasını ele almak üzere çözümün oluşturulmasında farklı uzmanlık ve tarafların katılımını güvence altına alacak şekilde hukukçular, ekonomistler, arazi sahiplerinin temsilcileri ve Yüksek Fetva Meclisi üyelerini içeren bir komisyonun cumhurbaşkanlığı kararıyla kurulması; Halk Meclisi'nin 16 Eylül 2026'da Terör Mahkemesi'ni lağvedip verdiği hükümleri iptal etmesine benzer şekilde, başta Kamulaştırma Kanunu ve 66 Sayılı Kararname olmak üzere Esed rejimi döneminden miras kalan yasaların ivedilikle gözden geçirilip yürürlükten kaldırılması ve bunların -özellikle kamulaştırılan arazilerde yatırım projelerinin başlatılması veya tamamlanmasında hâlen kullanılan- hukuki sonuçlarının giderilmesi; ayrıca kamulaştırılan arazi sahiplerine, bilhassa üzerlerinde yatırım projeleri yürütülen durumlarda, zararın boyutunu, mülkün gerçek değerini ve mülkiyet kaybının doğurduğu sonuçları gözetecek şekilde mali tazminat ve zarar telafisi sağlayan bir kanun tasarısının kabul edilmesi.
Panelin sonunda katılımcılar, sürdürülebilir bir çözüme ulaşmanın, kamulaştırmayı münferit bir idari dosya olarak ele almaktan vazgeçip ulusal boyutları olan hak temelli, ekonomik ve sosyal bir mesele olarak görmeyi gerektirdiğini; çözüm sürecinin başarısının ise net bir yasal çerçeveye, katılımcı bir mekanizmaya, dosyaların incelenmesinde şeffaflığa ve hak sahiplerine sağlanacak somut güvencelere bağlı olduğunu vurguladı.

