Giriş
Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara ile Suriye Demokratik Güçleri (SDG) lideri Mazlum Abdi arasında imzalanan 10 Mart 2025 tarihli anlaşmanın üzerinden yaklaşık bir buçuk yıl geçti; bu süre zarfında müzakereler ve uygulama süreçleri muhtelif düzeylerde iç içe geçti, ardından pratik uygulama Şubat 2026 başından itibaren daha belirgin bir ivme kazandı. Ağustos ortasına kadar uygulama; askerî teşekkülleri, güvenlik birimlerini ve sivil kurumları kapsasa da henüz SDG'nin örgütsel yapısını sona erdirme veya askerî ve güvenlik karar mekanizmasını bütünüyle devlet kurumlarına devretme noktasına ulaşamamıştır.
Süreç halihazırda SDG unsurlarının ve kurumlarının entegrasyonu ile bunların bağlılığının Savunma ve İçişleri bakanlıkları ile diğer hükümet kurumlarına kademeli olarak devredilmesi ekseninde yürütülmektedir; bununla birlikte önceki anlaşmalarda karara bağlanmamış başlıklar üzerindeki müzakereler de sürmektedir. Bu başlıkların başında Kadın Koruma Birlikleri'nin (YPJ) statüsü, ilk düzenlemelerin dışında kalan diğer güçlerin durumu, SDG genel komutanlığının geleceği ve Mazlum Abdi ile diğer liderlerin nihai teşkilat yapısındaki konumu gelmektedir.
Başka bir ifadeyle anlaşmazlık, artık entegrasyon ilkesinden ziyade bunun mahiyeti ve kapsamı etrafında düğümlenmektedir; yani sürecin yalnızca mevcut teşekkül ve kurumların devlet yapıları içine dahil edilmesiyle mi sınırlı kalacağı, yoksa askerî, güvenlik ve mali karar alma yetkisinin tamamen hükümete geçerek SDG'nin bağımsız bir örgüt olarak varlığını sona erdirmesine mi varacağı tartışılmaktadır.
Birinci: Entegrasyon Sürecinin Mevcut Durumu
Entegrasyon anlaşmasının uygulanması Şubat 2026'dan bu yana üç paralel hat üzerinden yürütülmüştür: SDG'nin bazı unsurlarının orduya bağlı birliklere dahil edilmesi, personelin kaydının yapılması ve eğitilmesiyle başlayan askerî hat; İçişleri Bakanlığı'nın Haseke, Kamışlı ve Ayn el-Arab'da konuşlanmasını içeren güvenlik hattı; ve kurumlar ile çalışanların devlet yapılarına devredilmesine yönelen sivil hat. Bununla birlikte kaydedilen ilerleme düzeyi bu hatlar arasında farklılık göstermiş, askerî ve güvenlik entegrasyonu idari ve sivil entegrasyona kıyasla daha belirgin olmuştur.
Askerî tedbirler, SDG unsurlarından oluşan 3 tugaylı bir tümenin kurulmasını ve Halep kırsalındaki Ayn el-Arab'da ordunun Halep vilayetine bağlı tümenlerinden birine entegre edilecek bir tugayın teşkilini öngören 29 Ocak 2026 tarihli anlaşmaya dayandırılmıştır. Bu formül, 18 Ocak tarihli anlaşmada yer alan bireysel entegrasyon formülünün aksine, SDG birliklerinin toplu olarak massedilmesine ve bağlılıklarının kademeli şekilde Savunma Bakanlığı'na devredilmesine imkân tanımıştır.
Entegrasyonun uygulanmasına personelin ve subayların kaydı ile durumlarının intibak ettirilmesiyle başlanmış, ardından bunların kafileler halinde bakanlığa bağlı eğitim sistemine tabi tutulmasıyla devam edilmiştir. Bu durum, 10 Haziran 2026'da Kamışlo Tugayı mensuplarının eğitime tabi tutulmak üzere Şam kırsalındaki Nebek Askerî Kampı'na sevk edilmesi ve çoğunluğunun Temmuz ayı başında intikal bölgelerine dönmesiyle somutlaşmıştır.
Bu adım, eğitimin kendisini aşan bir önem kazanmıştır; zira personelin kendi bölgelerindeki mevcudiyeti sürerken, yetiştirilme ve denetlenme sorumluluğu SDG'nin önceki yapılanmasından merkezi askerî kuruma aktarılmaya başlanmıştır. Ancak unsurların önceki konuşlanma bölgelerine geri dönmesi, entegrasyonun gerçekleşme düzeyini değerlendirmede yalnızca Savunma Bakanlığı nezdinde kayıt altına alınmaları ya da eğitilmelerini değil, fiilî bağlılıklarını ve emir-komuta zincirini en kritik ölçüt haline getirmiştir.
Entegrasyon süreci er ve birlik seviyesini aşarak bazı komuta kademelerine de yansımış, SDG'nin eski askerî şahsiyetleri resmî kurumlar bünyesinde görevler üstlenmiştir; Savunma Bakanlığı bünyesinde Doğu Bölgesi ile bağlantılı bir göreve getirilen Sipan Hemo bunun en bariz örneğidir. Bununla birlikte bazı liderlerin entegre edilmesi, SDG Genel Komutanlığı'nın akıbetini veya Mazlum Abdi'nin nihai askerî yapıdaki yerini netleştirmemiştir.
Güvenlik düzeyinde ise İçişleri Bakanlığı güçlerinin Haseke ve Kamışlı'da konuşlanması Şubat 2026 başında başlamış; buna paralel olarak Asayiş güçlerinin unsurları ile karargâhlarının durumunun çözüme kavuşturulması, görev ve bağlılıklarının kademeli olarak bakanlığa devredilmesi yönünde koordinasyon yürütülmüştür. Hükümetin sahada konuşlanması ve sahadaki koordinasyon, güvenlik aygıtlarının idaresinin ve emir verme yetkisinin devrinin bütünüyle tamamlandığı anlamına gelmediğinden, bu süreç halen icra safhasındadır.
Sivil entegrasyon süreci ise farklı derecelerde olmak üzere millî eğitim, sağlık, elektrik, tarım, iç ticaret ve tüketicinin korunması sektörlerini kapsamanın yanı sıra kültür, turizm, eski eserler ve posta kurumları ile Suriye Merkez Bankası şubesinin faaliyete geçirilmesini içermiş; nüfus ve vatandaşlık işlerinin entegrasyonunu tamamlama çalışmaları ise devam etmiştir. Kapsama alınan sektörlerin genişliği, sürecin sınırlı sayıda kurumun devredilmesi aşamasını aştığını göstermektedir; ancak Özerk Yönetim yapıları altında yıllarca faaliyet göstermiş kurumların, kanunlar, idari yapılar ve finansman kaynakları bakımından kendisinden farklı olan bir hükümet sistemine aktarılması ihtiyacı karşısında, tüm sektörlerde yeknesak bir entegrasyon düzeyine henüz ulaşılamamıştır. Süreç yerel yönetimin yeniden yapılandırılmasına da uzanmıştır; nitekim 19 Temmuz 2026'da Haseke'de Kamışlı, El-Malikiye, Resulayn, El-Yarubiye ve El-Cevadiye'yi kapsayan ilçe ve nahiye müdürlükleri için atamalar yapılmış, ayrıca İl Meclisi için geçici bir yürütme bürosu oluşturulmuştur. Atamalar, daha önce Özerk Yönetim kurumları bünyesinde görev yapmış şahsiyetleri de içermiş olup bu durum, önceki idari yapının tamamen tasfiyesi yerine kadrolarının bir kısmının devlet kurumlarına dahil edilmesi yönündeki eğilimi yansıtmaktadır. Entegrasyon yükseköğretim sektörünün ele alınmasına da intikal etmiştir; Haseke vilayetindeki üniversitelerin geleceğine ilişkin müzakereler başlamış, bu çerçevede bir devlet üniversitesinin açılması ve "Rojava Üniversitesi"nin durumunun yeniden düzenlenmesi ele alınırken, eş zamanlı olarak genel eğitimde Arapça ulusal müfredat kabul edilmiş ve Kürtçe ders olarak müfredata eklenmiştir. Bu durum, sürecin personelin ve hizmet kurumlarının birleştirilmesinden, Özerk Yönetim döneminde şekillenen eğitimsel ve idari referansların dönüştürülmesine evrildiğini göstermektedir. Buna mukabil Kadın Koruma Birlikleri'nin (YPJ) durumu en kritik çözülmemiş başlıklardan biri olarak kalmıştır; nitekim SDG kadın birliklerinin özgün yapısını korumaya çalışırken Suriye hükümeti tek bir emir-komuta zincirinde ısrar etmektedir. Müzakereler, anlaşmazlığın birliklerin entegrasyon biçiminin tartışılmasına kaydığını göstermiştir; Nisan 2026'da birliklerden bir heyet Savunma Bakanı Murhaf Ebu Kasra ile bir araya gelerek teşkilatlanma mekanizmasına dair yazılı bir taslak sunmuş, taslakta terörle mücadelede uzmanlaşmış bağımsız bir güç olarak İçişleri Bakanlığı'na katılma önerisi yer almış, ancak öneri resmî bir karar alınmaksızın müzakere aşamasında kalmıştır. YPJ hakkındaki müzakerelerin sürmesi, entegrasyonunu tamamlamamış güçlerle ilgili meselenin bir parçasını oluşturmaktadır; zira birliklerin bir devlet kurumuna dahil edilmesinin kabul edilmesi, bağlılığı, emir-komuta zinciri ve yetkileri belirlenmedikçe entegrasyon meselesini tek başına çözmemektedir. Öte yandan birliklerin devlet kurumlarına katılım biçimine ilişkin tartışmanın ilerlemesi, bu başlığın tek başına sürecin tamamını tıkama ihtimalini azaltmakta ve etkisinin daha ziyade entegrasyonun tamamlanma hızına ve nihai şekline yansıması beklenmektedir.
Suriye hükümetinin Kadın Koruma Birlikleri'ni herhangi bir bağlılık veya ad altında bağımsız bir güç olarak entegre etmeyi kabul etmesi durumunda, bu fiiliyatta yapının devlet kurumlarına massedilmesinden ziyade devlet içinde yeniden üretilmesi anlamına gelecek ve önceki tüm güçlere ve teşekküllere uygulanması gereken fraksiyonel/hizipsel durumun tasfiyesi sürecini zayıflatacaktır. Ayrıca bu istisna, diğer oluşumların da devlete şeklî bağlılık karşılığında kendi özel komuta ve teşkilat yapılarını koruma talebinde bulunmalarına emsal teşkil edebilir; bu da neticede fraksiyonel yapının sona erdirilmesi yerine askerî ve güvenlik kurumlarının içine taşınmasıyla sonuçlanabilir.
Siyasi temasların sürmesi, uygulamanın müzakereleri bitirmediğini, aksine birliklerin ayrıntılarına, komuta yapısına ve yerel yetkilere taşıdığını teyit etmektedir; nitekim Irak Kürt Bölgesel Yönetimi Başkanı Neçirvan Barzani Ağustos 2026'da Şam'ı ziyaret ederek Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara ile görüşmüş, ertesi gün ise Şara ve Mazlum Abdi bir araya gelerek Ocak anlaşmasının uygulanmasındaki ilerlemeyi ve entegrasyon sürecinin tamamlanmasını ele almıştır. İkinci: Entegrasyon Sürecinin Arka Planı
10 Mart 2025 tarihli anlaşma, SDG'nin entegrasyon sürecinin ilk çerçevesini çizmiş; sınır kapıları, havalimanı, petrol ve gaz sahaları dahil olmak üzere Kuzeydoğu Suriye'deki tüm sivil ve askerî kurumların devlet bünyesine entegre edilmesini, Kürtlerin anayasal haklarının güvence altına alınmasını, yerinden edilenlerin geri dönüşünü, ateşkesi ve bölünmenin reddedilmesini hükme bağlamış, uygulamanın 2025 yılı sonundan önce tamamlanmasını öngörmüştür.
Ancak anlaşma, başta kuvvetlerin entegrasyon yöntemi, emir-komuta zinciri ve Özerk Yönetim tarafından kurulan kurumların geleceği olmak üzere mekanizmaları netleştirmeksizin entegrasyonun genel ilkesini belirlemekle yetinmiştir. Bu nedenle takip eden aylardaki müzakereler, entegrasyon kavramının yorumlanması ve uygulanabilir düzenlemelere dönüştürülmesi üzerinde yoğunlaşmıştır.
Suriye hükümeti tek bir ordu, merkezi emir-komuta zinciri ve birleşik egemenlik kurumları üzerinde ısrar ederken; SDG orduya yekpare teşekküller halinde dahil olmayı ve belirli düzeyde güvenlik ve idari yetkiyi elinde tutmayı hedeflemiştir.
Bu konulardaki anlaşmazlığın sürmesi, Mart anlaşmasında belirlenen sürenin uygulama tamamlanamadan sona ermesine yol açmıştır. Bununla birlikte sürenin dolması tamamen kopuk yeni bir sürecin başlangıcı olmamış; 2026 yılı başında değişen askerî ve siyasi koşullar ışığında müzakerelerin yoğunlaştırılmasını ve entegrasyon şartlarının yeniden formüle edilmesini tetiklemiştir.
Ocak 2026 başında Halep'te başlayan -ve ardından doğuya yayılan- askerî çatışmalar, taraflar arasındaki güç dengesini değiştirmiştir; SDG, Rakka ve Deyrizor vilayetlerindeki nüfuz alanlarının çoğunu ve Halep kırsalının bazı kısımlarını kaybetmiş, bunun yanı sıra müzakerelerde kendisine ekonomik ve siyasi ağırlık kazandıran stratejik kaynak ve tesisleri yitirmiştir.
Güç dengesindeki bu değişim, hükümeti yaklaşımını birbiriyle bağlantılı iki hat üzerinden yeniden formüle etmeye yöneltmiştir: Ordudan bağımsız bir gücün varlığına son vermeyi amaçlayan askerî hat ile Kürt haklarının ele alınmasını SDG'nin devlete paralel askerî ve idari bir örgüt olarak geleceğinden ayrıştırmayı hedefleyen siyasi hat.
Bu bağlamda Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara 16 Ocak 2026'da yayımladığı 13 sayılı Kararname ile Kürtleri Suriye halkının asli bir unsuru olarak tanımış, 1962 Haseke nüfus sayımının sonuçlarını gidermiş ve kimliksizlere vatandaşlık hakkı tanımıştır. Böylece kararname, Kürtlerin tarihî haksızlık olarak gördükleri meselelerin bir kısmını çözerken, aynı zamanda SDG'nin bu haksızlıkları bağımsız askerî ve idari yapısının devamını meşrulaştırmak için kullanma kabiliyetini de zayıflatmıştır.
Yeni güç dengesi, hükümetin vizyonuna daha yakın bir çerçeveye oturan 18 Ocak 2026 tarihli anlaşmaya yansımıştır; anlaşma, sınır kapıları ile petrol ve gaz sahaları -dahil olmak üzere egemenlik kurumları ve kaynaklarının- devlete devredilmesini, DEAŞ ile bağlantılı cezaevleri ve kamplar dosyasının teslim edilmesini ve SDG unsurlarının Savunma ve İçişleri bakanlıklarına bireysel olarak entegre edilmesini öngörmüştür.
Fakat uygulama mekanizmaları ve SDG'nin Haseke ile Kamışlı'daki konumuna dair anlaşmazlıklar, anlaşmanın ilk haliyle uygulanmasını engellemiş; müzakereleri SDG güçlerini derhal dağıtmadan askerî kurumun birliğini sağlayacak bir formül arayışına taşımıştır. Bu müzakereler, sonraki sürecin uygulama temelini oluşturan 29 Ocak 2026 tarihli anlaşmayla sonuçlanmıştır.
Yeni anlaşma, 18 Ocak formülüne kıyasla daha esnek bir mahiyet taşımıştır; zira kapsamlı bir ateşkesi, kademeli askerî ve idari entegrasyonu, askerî güçlerin temas noktalarından çekilmesini, İçişleri Bakanlığı kuvvetlerinin Haseke ve Kamışlı'ya girmesini ve güvenlik aygıtları ile sivil kurumların entegrasyonunun başlatılmasını öngörmüştür.
Böylelikle 29 Ocak anlaşması, entegrasyonun nihai şekline dair anlaşmazlığı tamamen sona erdirmemiş; ancak SDG teşekküllerini ordu bünyesine dahil eden, güvenlik birimlerinin ve kurumların bağlılığını kademeli olarak devlete devreden geçiş düzenlemelerini benimseyerek, müzakereler sürerken eş zamanlı olarak uygulamaya başlanmasına imkân vermiştir.
Üçüncü: Entegrasyon Sürecini Etkileyen Faktörler
Entegrasyonun tamamlanması, sürecin devamını teşvik eden ancak hızını, nihai biçimini ve fiilî karar yetkisinin hükümete geçiş derecesini etkileyen bir dizi iç ve dış faktörün tesiri altındadır.
1. Hükümet ile SDG Arasındaki Güç Dengesi:
Ocak 2026'dan itibaren güç dengesindeki değişim, süreci etkileyen en belirgin faktörlerden birini teşkil etmektedir; nitekim SDG nüfuz alanlarının ve ekonomik kaynaklarının önemli bir kısmını kaybetmiş olup artık önceki konumundan hareketle müzakere edebilme gücüne sahip değildir. Buna mukabil hükümet, askerî kurumun birliği ilkesini dayatma ile egemenlik kaynaklarını ve tesislerini kontrol altına alma hususunda daha muktedir hale gelmiştir.
Bununla birlikte SDG, Haseke vilayetinin muhtelif bölgelerinde askerî ve güvenlik insan kaynağını, örgütsel tecrübesini ve yerel konuşlanmasını muhafaza etmektedir; bu durum hükümeti, güvenlik boşluğuna veya yeni bir çatışmaya yol açabilecek ani bir tasfiye yerine kademeli massetme yoluyla örgütün özerkliğini çözmeye sevk etmektedir.
Dolayısıyla hükümetin yaklaşımı, komuta, finansman, eğitim ve silahlandırma araçlarını ilgili bakanlıklara devrederken, SDG'nin insan kaynağını koruma ve devlet kurumları bünyesinde bunlardan istifade etme yönündedir. Bu durum, unsurların kendi bölgelerinde veya yekpare birlikler halinde kalmasından ziyade, karar alma yetkisinin devrini sürecin başarısı için belirleyici ölçüt haline getirmektedir.
2. "ABD – Batı" Rolü:
ABD, entegrasyonun geçiş formülünün şekillenmesinde kilit bir rol oynamıştır; Washington'ın yaklaşımı, SDG'nin askerî gerilemesinden sonra Kuzeydoğu Suriye'deki mevcut statükoyu korumaktan, DEAŞ ile mücadelenin sürmesini ve bir güvenlik boşluğunun doğmamasını temin etmeye paralel olarak SDG'yi devlete entegre olmaya teşvik etme yönüne evrilmiştir.
Bu doğrultuda ABD Temsilcisi Tom Barack, 22 Ocak 2026'da Erbil'de Mazlum Abdi ve İlham Ahmed ile bir araya gelerek Washington'ın entegrasyon sürecine desteğini teyit etmiş, ateşkesin tahkim edilmesini müzakerelerin ve uygulamanın sürdürülmesinin zemini olarak değerlendirmiştir.
Bu yaklaşım 27 Ocak'ta genişleyerek ABD'nin yanı sıra Fransa, İngiltere ve Almanya'yı da kapsayacak şekilde Kuzeydoğu Suriye'nin birleşik bir devlet bünyesinde barışçıl ve kalıcı entegrasyonunu desteklemiş; bu durum hükümetin hedeflediği anlık bireysel entegrasyon ile SDG'nin arzuladığı önceki askerî yapıyı muhafaza etme tavrı arasında orta bir formüle Batı desteği sağlamıştır.
Amerikan rolü yalnızca anlaşmanın imzalanmasıyla sınırlı kalmamış, uygulamanın takibinde de devam etmiştir; Irak Kürt Bölgesel Yönetimi, Washington ile Kürt liderliği arasındaki temel temas alanlarından biri olmayı sürdürmüştür. Nitekim Neçirvan Barzani 16 Haziran 2026'da Erbil'de ABD Temsilcisi Tom Barack ile Mazlum Abdi'yi bir araya getirmiş, görüşmeler terörle mücadele ve istikrarın yanı sıra entegrasyon sürecindeki gelişmelere odaklanmıştır.
Öte yandan DEAŞ tutukluları ve Kuzeydoğu Suriye'deki cezaevleri meselesi, ABD'nin entegrasyonun ayrıntılarına yönelik tutumunu belirleyen faktörlerden biri haline gelebilir; zira SDG, örgüt mensuplarını barındıran dört cezaevinin yönetim ve muhafazasını halen yürütmektedir. ABD, özellikle Irak'taki Suriyeli DEAŞ tutuklularının Suriye'ye iade edilmesi ihtimali karşısında -gerek geçiş sürecinde gerekse müteakip güvenlik düzenlemeleri dahilinde- SDG'nin bu görevi sürdürmesini tercih edebilir.
Genel olarak ABD ve Batı tutumu, entegrasyonun sürmesini ve çatışmaların yeniden başlamasının engellenmesini desteklemektedir; ancak DEAŞ ile mücadele dosyasının nihai entegrasyon biçimi üzerindeki tesiri henüz kesinleşmemiştir. Bu durum sorumlulukların Uluslararası Koalisyon ile iş birliği içinde devlet kurumlarına devrini hızlandırabileceği gibi, devletin alternatif yapısı tamamlanana kadar SDG'nin icra ettiği bazı güvenlik görevlerinin geçici olarak korunmasına da yol açabilir.
3. Türkiye'nin PKK ile Barış Süreci:
SDG'nin entegrasyonunun geleceği, Türkiye içinde Kürdistan İşçi Partisi (PKK) ile yürütülen barış süreciyle giderek daha fazla irtibatlanmaktadır; zira bu süreçteki ilerleme, sınır ötesi askerî yapının varlık gerekçelerini azaltmakta ve devlet kurumlarına dahil edilebilecek Suriyeli unsurlar ile ülkeden çıkması talep edilen Suriyeli olmayan unsurların ayrıştırılmasına yardımcı olmaktadır.
Türkiye, uygulamanın başından bu yana idari ayrıntılardan ziyade sürecin güvenlik çıktılarına odaklanmıştır; Dışişleri Bakanı Hakan Fidan 29 Ocak 2026'da yaptığı açıklamada, SDG bölgelerinde bulunan Suriyeli olmayan PKK unsurlarının ve sınır ötesi silahlı örgütlerin ayrılması ile tek komuta altında tek bir Suriye ordusunun bulunması gerekliliğini vurgulamıştır. Buna karşılık yerel polis düzenlemelerini ve diğer ayrıntıları hükümet ile SDG arasındaki anlaşmaya bırakmış, Türkiye'nin bu meseleleri doğrudan yönetmek istemediğini belirtmiştir.
İki hat arasındaki siyasi irtibat, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın 5 Şubat 2026'da Şam-SDG anlaşmasının Türkiye'deki barış süreci üzerindeki baskıyı hafiflettiğini ve SDG'nin anlaşmaya bağlılığının Suriye'deki istikrarı destekleyeceğini belirtmesiyle görünürlük kazanmıştır. Bu irtibat süreçlerden birinin tamamen diğerine bağlı olduğu anlamına gelmemekle birlikte, birindeki ilerlemenin diğerinin önündeki engelleri azaltmaya katkı sunduğuna işaret etmektedir.
Türkiye'deki süreç, Ağustos 2026'da siyasi temaslardan daha ileri hukuki düzenlemelere evrilmiştir; TBMM, 10 Ağustos'ta Abdullah Öcalan'ın Şubat 2025'teki çağrısı ve ardından örgütün Mayıs 2025'te silahlı eylemleri sonlandırdığını duyurmasıyla başlayan süreci tamamlayıcı mahiyette, PKK'nın silahsızlandırılması, feshedilmesi ve unsurlarının bir kısmının durumunun düzenlenerek topluma yeniden entegrasyonu için yasal çerçeve sağlayan bir kanunu kabul etmiştir.
İki süreç arasındaki eş zamanlılık, Türk hükümetinin 14 Ağustos 2026'da Halk Koruma Birlikleri'ndeki üst düzey komutanlık görevinden Suriye Savunma Bakanlığı'ndaki resmî bir makama geçen Sipan Hemo'nun adını arananlar listesinden çıkarmasıyla ilave bir anlam kazanmıştır. Bu adım, Türkiye'nin askerî bağımsızlıklarının sona ermesi ve PKK ile örgütsel-askerî bağlarının koparılması şartıyla, SDG'nin eski Suriyeli liderlerinin ve unsurlarının devlet kurumlarına entegre edilebilmesini kabul ettiğine işaret etmektedir.
Böylece Türkiye'deki barış sürecinin ilerlemesi, sınır ötesi askerî bağların tasfiyesine katkı sunması ve eski formatında devam etme seçeneklerini daraltması bakımından SDG'nin entegrasyonu için daha elverişli bir zemin sunmaktadır. Sürecin aksaması veya Türkiye ile PKK arasında çatışmaların yeniden başlaması ise Türkiye'nin SDG oluşumlarına yönelik hassasiyetini artırabilir ve Suriye hükümeti üzerinde örgütün askerî ve güvenlik yapısının tasfiyesini hızlandırma yönündeki baskıları yeniden canlandırabilir.
4. İç ve Bölgesel Güvenlik Riskleri:
Entegrasyon süreci, Haseke'deki güç dengelerinin yeniden şekillenmesiyle bağlantılı iç risklerle karşı karşıyadır; nitekim Devrimci Gençlik grupları ve eski rejim kalıntılarından oluşan ağlar, hükümet ile SDG arasındaki herhangi bir anlaşmazlığı veya güvenlik kurumlarının yeniden yapılandırılması ve yetki devri süreçlerinden kaynaklanabilecek herhangi bir otorite boşluğunu istismar etme kapasitesini korumaktadır.
İran savaşının yansımaları ile Doğu Suriye ve Irak sınırının İran ve müttefik milislerin hesaplarındaki stratejik öneminin artması ihtimali bu tehlikeleri tırmandırabilir; bu durum nüfuzu yeniden tesis etmek veya Suriye hükümetine baskı yapmak amacıyla meydana gelebilecek herhangi bir güvenlik zaafından istifade edilmesine zemin hazırlayabilir.
Başka bir ifadeyle, entegrasyonun başarısı yalnızca siyasi ve askerî uzlaşılara varılmasıyla değil; aynı zamanda hükümet ve SDG'nin geçiş dönemini yönetme, yetki devri esnasında güvenliği muhafaza etme ve askerî-güvenlik aygıtlarının yeniden teşekkülüne eşlik edebilecek anlaşmazlıklardan veya boşluklardan beslenebilecek odakların ortaya çıkmasını engelleme kabiliyetiyle doğrudan ilintilidir.
Özet
SDG'nin Suriye devletiyle entegrasyon süreci, icraat ve müzakereyi eş zamanlı olarak barındırmaya devam etmektedir; orduya bağlı tugayların teşkiline, personelin kaydına ve eğitimine, İçişleri Bakanlığı'nın konuşlanmasına, bazı lider ve çalışanların devlet kurumlarına entegre edilmesine rağmen, komuta kademesi, kadın birlikleri, yerel güvenlik ve idari yetkiler konusundaki müzakereler halen sürmektedir.
Entegrasyonun yavaşlama ihtimali, çökme ihtimalinden daha yüksek görünmektedir; zira SDG kaynaklarının ve nüfuz alanlarının önemli bir bölümünü kaybetmiş olup ABD artık Suriye devletinden ayrı askerî ve idari bir yapının devamını desteklememektedir; Türkiye'nin PKK ile barış sürecindeki ilerlemesi ise sınır ötesi askerî bağların sürdürülme marjını daraltmaktadır.
DEAŞ tutukluları dosyası, ABD'yi geçiş aşamasında SDG'nin üstlendiği bazı güvenlik görevlerinin -bazı cezaevlerinin idaresi ve muhafazası dahil olmak üzere- devamını tercih etmeye sevk edebilir; buna karşılık hükümet, unsurlarını ve kurumlarını massederek komuta, finansman, eğitim ve teçhizat araçlarını kademeli şekilde devlete aktarmak suretiyle, SDG'nin insan kaynağını aniden dağıtmaksızın örgütsel bağımsızlığını tasfiye etmeye yönelmektedir. Bu yaklaşımın başarısı başta SDG Genel Komutanlığı, Kadın Koruma Birlikleri, güvenlik birimleri ve DEAŞ bağlantılı cezaevleri olmak üzere kalan dosyaların çözüme kavuşturulmasına bağlı olacaktır.
Binaenaleyh tugayların teşkili, personelin kaydı ve çalışanların kamu kurumlarına dahil edilmesi entegrasyon sürecinin nihai başarı ölçütü olmayacaktır; zira sürecin başarısı, karar alma yetkisinin ve -cezaevi yönetimi dahil- egemenlik alanlarının devlet kurumlarına devredilmesine bağlı kalacaktır. Bu görevlerden bazılarının SDG yönetiminde bağımsız biçimde sürdürülmesi ise, entegrasyon teşkilat ve idari boyutlarda ilerlese dahi, askerî ve güvenlik yapısındaki ikiliği uzatabilecektir.

