Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara, Eylül 2025'te Genel Kurul'da ilk kez yer almasının ardından, New York'ta düzenlenecek Birleşmiş Milletler Genel Kurulu'nun 81. oturumuna üst üste ikinci kez katılmayı planlıyor.
İki ziyaret arasında önemli bir fark bulunuyor. Zira ilk katılımda Suriye'nin temel hedefi Şam'ın uluslararası topluma dönüşünü pekiştirmek, tecride ve yaptırımlara son vermek iken; Şara bu kez bir yıl içinde kaydedilen bir dizi dönüşümle New York'a gidiyor. Bu durum, uluslararası toplumla ilişkileri yeni hükümetin tanınması aşamasından bu tanımanın siyasi, ekonomik ve güvenlik kazanımlarına dönüştürülmesi aşamasına taşıma imkânı sunuyor. İki katılım arasında gerçekleşen başlıca dönüşümler 4 ana başlık altında özetlenebilir:
1. Bölgesel ve Uluslararası Kutuplaşma Siyasetinin Dışında Bir Suriye: Şam, alternatif bir kampa geçmeksizin İran eksenindeki eski konumundan ayrılmasının ardından, kendini bölgesel ve uluslararası kamplaşmalara taraf olmayan bir devlet olarak konumlandırmaya çalışıyor. Bu yaklaşım; İran ile "ABD-İsrail" savaşına müdahil olmaktan kaçınmada, Lübnan'da askeri angajmanı reddetmede ve Suriye'yi yeniden ittifak ve blok siyasetine sürükleyebilecek savunma taahhütlerinden uzak durma arzusuyla uyumlu olarak Mekke Ortak Savunma Anlaşması'na ilişkin resmi bir tutum açıklamaktan kaçınmasında açıkça görüldü. Aynı bağlamda Şam, Ukrayna savaşına ve "Rusya-Batı" anlaşmazlıklarına rağmen Rusya ile dengeli bir ilişki sürdürmüş; Rus askeri varlığı Suriye devletiyle yapılan yeni düzenlemeler çerçevesinde devam etse de Moskova'nın Esad dönemindeki siyasi ve askeri nüfuz düzeyine artık sahip olamayacağı şekilde Suriye'deki Rus varlığının niteliğini yeniden tanımlamıştır.
2. Suriye Yaptırım Sisteminden ve Uluslararası Tecritten Çıkıyor: 1979 yılından bu yana ilk kez ABD, Suriye'ye uygulanan kapsamlı yaptırım rejiminin büyük bölümünü sonlandırdı; Sezar Yasası Aralık 2025'te yürürlükten kaldırıldı ve ardından Washington, Ağustos 2026'da Suriye'yi Terörü Destekleyen Ülkeler Listesi'nden çıkardı. Avrupa Birliği de Suriye'ye yönelik ekonomik yaptırımları kaldırarak iş birliği ve ortaklığı yeniden canlandırırken, Arap Birliği Eylül 2026'da Suriye devleti ve kurumlarına uygulanan siyasi, ekonomik ve sosyal yaptırımları kaldırma kararı aldı; Esad rejimiyle bağlantılı kişi ve kuruluşlara yönelik bazı bireysel tedbirler ise yürürlükte kaldı. Böylece Suriye, devletin ve ekonominin hareket alanını kısıtlayan kapsamlı yaptırımlar evresinden, kalan kısıtlamaların belirli şahıs ve kurumlarla sınırlandığı bir evreye geçti. Bu dönüşüm; mali ve ticari entegrasyonun yeniden kurulmasına, yatırımların girişine, toparlanma ve yeniden imar projelerinin finanse edilmesine imkân tanırken, aynı zamanda fiyatlar, hizmetler ve akaryakıt kaynaklı toplumsal hoşnutsuzluğun arttığı bir ortamda, yaptırımların kaldırılmasını somut bir ekonomik ve insani iyileşmeye dönüştürme konusunda hükümetin üzerine daha büyük bir sorumluluk yüklüyor.
3. Suriye İlk Kez Kitle İmha Silahları Dosyalarından Çıkıyor: Kimyasal Silahların Yasaklanması Örgütü (OPCW), Esad rejiminden devralınan kimyasal programa ilişkin iş birliği, beyan ve doğrulama süreçlerinde kaydedilen ilerlemenin yanı sıra Suriye topraklarındaki bu programın kalıntılarının ve bileşenlerinin imhasını hızlandırmaya yönelik operasyonların başlamasının ardından, Temmuz 2026'da Suriye'nin 2021'den beri askıya alınan tüm hak ve ayrıcalıklarını iade etti. Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (UAEA) Yönetim Kurulu da Şam'ın doğrulama süreçleriyle iş birliği yapması ve tespit edilen maddeleri Ajansın güvence denetimi altına sokması üzerine, 2011'den bu yana açık olan Suriye'nin uyumsuzluk dosyasını Eylül 2026'da kapattı. Suriye'nin 1972'de imzaladığı ancak tam taraf olmadığı Biyolojik Silahlar Sözleşmesi'nin onaylanması ise kitle imha silahları dosyalarının tamamen kapatılması sürecini tamamlayıcı bir adım olmayı sürdürüyor. Bu süreç Şam'a uluslararası denetim kurumlarıyla iş birliği yapan bir devlet olarak kendini sunma fırsatı verirken, İsrail'in konvansiyonel olmayan silahlara ilişkin endişeleri öne sürerek Suriye topraklarındaki bazı askeri operasyonlarını meşrulaştırmak için kullandığı gerekçelerin zeminini de daraltıyor.
4. Suriye Terörle Mücadele Uluslararası Koalisyonu'nun Ortağı Oldu: Suriye, Kasım 2025'te DEAŞ'la Mücadele Uluslararası Koalisyonu'na resmen katılarak koalisyonun 90. üyesi oldu ve 2026 yılı boyunca resmi toplantılarına katıldı. Bu gelişme, Suriye hükümetini uluslararası terörle mücadele operasyonlarının kendi topraklarında ortaklığı olmaksızın yürütüldüğü bir devlet konumundan, DEAŞ'la mücadeledeki uluslararası sistemin resmi bir ortağı konumuna taşıyor. Bu durum; örgüt hücrelerinin takibi, cezaevleri ve kampların güvenliğinin sağlanması, yabancı savaşçılar meselesinin çözüme kavuşturulması ve Suriye'de tutulan vatandaşların ülkelerine iadesi konusunda ilgili devletlerle iş birliği yapılması hususlarında Şam'a daha büyük sorumluluklar yüklüyor. Şara, New York'ta bu dönüşümden yararlanarak Suriye'nin terörle mücadelede uluslararası toplumun bir güvenlik ortağı haline geldiğini vurgulayabilir.
Bu dört dönüşümün yanı sıra Cumhurbaşkanı Şara, daha önce uluslararası toplumdan sorumluluk almasını talep ettiği iki temel dosyayı yeniden gündeme getirecektir; ancak geçtiğimiz yıl yaşanan gelişmeler bu kez ona bu konuları ortaya koymada ilave araçlar sağlamaktadır. Bu dosyalar şunlardır:
Birincisi: İsrail Saldırılarının Durdurulması ve Suriye Egemenliğinin Yeniden Tesisi: Şam, Suriye topraklarına yönelik tekrarlanan İsrail saldırılarını ve sızmalarını durdurmak için uluslararası toplumdan bir kez daha baskı yapmasını talep edecek; İsrail güçlerinin 8 Aralık 2024'ten sonra girdiği bölgelerden çekilmesinin ve 1974 Kuvvetlerin Ayrılması Anlaşması düzenlemelerine ve hatlarına dönülmesinin gerekliliğini vurgularken, Suriye'nin toprak bütünlüğüne ve İsrail'in güney bölgesinde güç kullanarak dayattığı hiçbir değişikliğin meşru olmadığına bağlılığını yineleyecektir. Ancak bu kez yeni olan durum, bu taleplerin ABD arabuluculuğunda yürütülen mevcut güvenlik müzakere süreciyle eşzamanlı olmasıdır; bu da Şam'a BM ve uluslararası toplumun tutumunu müzakerelerin yerine geçirmek yerine, bizzat bu müzakerelerdeki konumunu güçlendirmek için kullanma imkânı vermektedir. Şara ayrıca Genel Kurul'un işgal altındaki Suriye Golanı'na ilişkin 146 ülkenin çoğunluğuyla kabul edilen 80/82 sayılı kararını hatırlatabilir ve Suriye'nin kimyasal, nükleer ve terörle mücadele dosyalarındaki iş birliğinden yararlanarak İsrail'in Suriye'deki askeri müdahalelerine dayanak yaptığı güvenlik gerekçelerinin eskisinden daha zayıf olduğunu vurgulayabilir.
İkincisi: Uluslararası Açılımın Ekonomik Desteğe ve Yeniden İmara Dönüştürülmesi: Şara; donör ülkelerden insani yardımlara ilişkin taahhütlerini yerine getirmelerini, finansmanın daha büyük bir kısmını erken toparlanma, altyapı ve temel hizmet projelerine yönlendirmelerini talep ederek ve mali-idari reform, devlet kurumlarının yeniden inşası ve kamu kaynaklarının yönetiminin iyileştirilmesi konularında uluslararası uzmanlık desteği isteyerek uluslararası toplumu yaptırımların kaldırılması aşamasından ekonomik toparlanmanın desteklenmesi ve yeniden imar aşamasına geçmeye teşvik etmeye çalışacaktır. Şam ayrıca, sermayenin Suriye'ye girişini engelleyen yasal ve bankacılık kısıtlamalarının büyük kısmının kalkmasının ardından yabancı yatırımları teşvik etmeye ve petrol, doğal gaz, madencilik, limanlar, tarım, sanayi ve altyapı sektörlerinde stratejik fırsatlar ve anlaşmalar sunmaya gayret edecektir. Bu bağlamda hükümetin, yaptırımların kaldırılmasının başlı başına bir ekonomik sonuç olmadığını ve başarısının siyasi ve hukuki açılımı büyümeye, istihdam fırsatlarına, hizmet ve gelir düzeyinde iyileşmeye dönüştürme kapasitesiyle ölçüleceğini vurgulaması gerekecektir.
Hükümetin halihazırda hayata geçirdiği Halk Meclisi'nin kurulması, Suriye Demokratik Güçleri ile yapılan anlaşmanın uygulanması, geçiş dönemi adaletinde atılan adımlar, sosyal uyumu koruma programları ve politikaları ile kurumsal reform adımları gibi diğer konular da gündemde olacaktır. Bu kazanımlar, hükümetin geçiş sürecindeki vaatlerini yerine getirdiğinin ve kalıcı bir anayasanın hazırlanıp buna göre genel seçimlerin yapılmasının ardından planlanan sona doğru ilerlediğinin bir kanıtı niteliğindedir.
Hükümetin hayata geçirdiği ve Şara'nın konuşmasında yer alması beklenen diğer konuların başında; 2026 yılı içinde Halk Meclisi'nin oluşturulması ve çalışmalarına başlaması, Suriye Demokratik Güçleri'nin (SDG) entegrasyonuna ilişkin anlaşmanın uygulanmasında kaydedilen ilerleme, geçiş dönemi adaletine ilişkin tedbirler, sosyal uyumu güçlendirme programları ile devlet kurumlarının reformu ve yeniden yapılandırılması adımları gelmektedir.
Böylece Şara'nın New York'a yaptığı ikinci ziyaret, taşıdığı mesajın niteliği bakımından ilkinden farklılık göstermektedir; zira 2025'te temel hedefi tecridi kırmak ve dünyayı yeni yönetimle ilişki kurmaya ikna etmek iken, 2026'da Şam'ın uluslararası toplumun talep ettiği taahhütlerin önemli bir bölümünü yerine getirdiğini ortaya koymaya çalışacaktır.

